Yayınlanma: Mayıs 25, 2008
Aklımdakiler
Yazdır
Email
Bugün dünden daha başka uyandım. Yüreğimde aynı anda hem bir parçanın eklikliği, hem de yeni bir parçaya merhaba demişlik var.
Dün uyandığım da tüm parçalarım yerli yerindeydi. Yaşanacak günde yürek yap bozumdan kaybolacakları ya da yürek yap bozuma dahil olacaklardan bir haber kahvaltımı yaptım. Annem gelene kadar tembellik yaptım, internete girdim. Isınan havalara rağmen evimin serin oluşuna sevindim.
Annem geldi sonra. Televizyon seyrederken içime bir sıkıntı çöktü. Çok sık yapmadığım bir şey olan balkondan sokağa bakma eylemini gerçekleştirmek istedim.
O an duydum işte sesleri. Beş ya da altı kere kulağıma sanki bir şeyle demire vuruyorlarmış sesi geldi. "Nalburda bir şey yapıyorlar herhalde." deyip içeri girdim. Annem mutfağa girmek üzereyken ve bende çıkmak üzereyken yani burun buruna geldiğimiz de duyduk o garip feryadı... "Adam öldürdü, tutun kaçıyor." Feryadın kelimesel içeriğini hatırlayamasam da şu an, elle tutulur kadar gerçek olan acısını çok iyi hatırlıyorum. Uzun süre hafızamdan silinmemesinden korkuyorum.
Benim o 'bir şeyle demire vurma sesi' olarak tarif edebildiğim sesler nalburdan değil de evimizin hemen altındaki kafeden geliyormuş meğerse ve gerçekten de demir demire vurmuş o an altı kere. Vurulan demir bir tünelden çıkıp, iki bedene isabet etmiş. İki cana kıymış...
Annem "alıcak verecek davasıydı herhalde" derken ben her zaman ki gibi insanlara bakıyordum tek tek ve düşünüyordum.
(Vurulanlar belki çok iyi insanlardı belki de çok kötü insanlardı fakat ben Allah'ın yarattığı birinin yine Allah'ın yarattığı başka birinin ölmesine sebebiyet vermesini herkes gibi hiç bir zaman algılayamam. Hepimizi eşit yaratmadı mı o? Hepimiz onun katında eşit değil miyiz? )
Dün sabah onlar da benim gibi yataklarından kalktılar. Belki onların da yürek yap bozlarındaki tüm parçalar tamamdı. Belki güne çok mutlu uyandılar. Evden çıkarken belki akşama eve gelirken pasta almayı planladılar veyahut ertesi gün pazar diye çoluğu çocuğu alıp şöyle deniz kıyısı bir parka gitmeyi düşündüler. Belki kapıdan çıkarken "hava da sıcakmış bu gömlekle pişer miyim acaba t shirt mü giyseydim?" diye sordular kendilerine.
Diyorum ya onlar da dün benim gibi uyandılar.
Ardından üç kız daha girdi bakış açıma. Olay esnasında kafedelermiş. Durup onları inceledim tek tek. Dış görünüşten izlenim çıkartmanın yanlış olduğunu bilsem de şunları düşündüm: Bu olaylar çok pahalı kafelerde ya da gece klüplerinde de yaşanıyor pek tabi ama bulunduğum semt ya da olayların yaşandığı kafe önünde gazetecilerin ünlüleri beklediği bir yer değil. Kafeden dışarı çıkan üç kız da zaten manken değil. Olsa olsa semt yakınındaki konfeksiyon fabrikalarından birinde çalışıyorlar ve bir cumartesi günü belki de sadece biraz vakit geçirmek için cüzdanlarına uygun buldukları için bu kafeye geldiler. Belki merdiven altında olması kendilerini rahat hissetmelerine sebebiyet veriyordu. Bilemiyorum. Kötülük kapıdan gireceği zaman durup kapıya bakmaz. Yine bakmamıştı işte. Fakat o hanımlar ekip arabasına bindirilirlerken annelerini ve babalarını düşündüm ben. Babaları büyük ihtimalle işteydi o sıralar. Anneleri belki komşu oturmasına gitmişlerdi. Hani onları da Allah yaratmıştı beni de Allah yaratmıştı. Hem cinstik. Fakat durduğumuz yerler taban tabana zıttı. Ben evimin balkonundaydım, onlar sokakta. Ben annemin yanındaydım, onlar polislerin yanında. Ben iki üç adım sonra odamda olacaktım, onlar bir kaç yüz metre sonra karakolda.
Annem " böyle yerlere geldiklerinde başlarına gelebilecekleri baştan kabul ederler." dedi. Anne iç güdüleriyle. Hani " kızım bak siz böyle yerlere gitmeyin." demek istiyordu alt manasında. Dönüp baktım sadece anneme. Sonra şunlar döküldü ağzımdan: Anne onlar bir fincan çaya iki YTL verirken benim daha güvende olmak adına verdiğim dört ya da altı YTL mi koruyor bizi? Şu an bile içimden geçenleri ifade edemiyorum. Yanlış ifade etmekten korkuyorum. Yanlış anlaşılmaktan korkuyorum. Fakat ben ( ve Murat ) cüzdanımızı düşünüp ucuz bir yere gitmeme sebebimiz de bu aslında. Para değil ya olay. Yani şu an yazdığım şey parası olan bunu yapmaz parası olmayan yapar gibi bir manaya çıkıyor farkındayım. Fakat bu değil benim demek istediğim. Demek istediğimi doğru düzgün demeyi de başaramıycam zaten...
Olayın hala etkisindeyim sanırım. Bilmiyorum...
Sonra akşam oldu... Gece oldu... Annem odamın kapalı balkonundaki çiçekleri sulamak isterken üst raftaki kurumuş bir saksı da minik bir yumurta buldu... Hani haylaz kumru üşenmeyip bir iki kere daha kanat çırpsaymış odamdaymış. Saksının konumu, camları iki gündür hiç açmayışımız yumurta önünde şaşırmamıza sebep oldu. Şimdi camlar sürekli açık ve saksı pardon pardon Hulusi'nin yatağı camın hemen kenarında. Kumru Hanım inşallah bir an önce gelir Hulusi'nin yanına.
Bir cana bir can işte...
Ve hayat alabildiğince süpriz yumurta...
399 Görüntülenme - Yorumları Göster/Yaz (5)


