Yazan: Miray
Yayınlanma: Temmuz 7, 2008
Güncelleme: Temmuz 9, 2008
Yorumlar     Aklımdakiler     Yazdır    Email

hhtp://img.tfd.com dan alıntıdır. ( Ben 10 - 15 gün müsadeliyim dedim fakat 4 gün rötarla döndüm )

Bu 17 günde neler yaptım neler ettimmin cevapları bana göre pek ilgi konusu olamayacak şeyler. Aslına bakılırsa evet hepsi benim için güzel olan şeyler oldu.

Mesela Sezen Aksu'nun yeni albümü çıktı. Ben pek bir mesut bahtiyar oldum. -Evet koskoca 19 gün boyunca buna sürekli sevindim, sevinebildim.-

İlaçlarıma alıştım. En sancılı olanı da buydu zaten. Sadece dün biraz şekerim yükseldi ve neredeyse tüm gün beni uyuttu fakat ilacımı içmeyi unuttuğumu hatırladım. 19 günde şekeri ve şekerli yiyecekleri -dondurma dışında- yeniden hayatımdan çıkartmayı öğrendim. Şekersiz çay içmeye alıştım. Çayı "ince belli" de içmeyi sevdim ve bunca senedir nasıl olup da fincan ile içtiğime hayret ettim.

İlaçlarım ve uygulamış olduğum diyetim işe yaradı. 19 günün sonunda baskül beni dört kilogram eksik göstermeye başladı. Sevindim; fakat fazla sevinemedim. Çünkü bu kadar tecrübeden sonra ideal olanın ayda en fazla 3 kilogram vermenin olduğunu öğrendim. -Tabi bunu genelleyemem kendim için konuşabilirim. -

19 gün içinde etrafımda kime söylediysem gülmelerine sebebiyet verdiğim fakat beni çocuklar gibi mutlu eden bir olay yaşadım. Daha önceden ya dikkat etmediğim için ya da asla görmediğim bir şeyi Murat gösterdi Hani elinin üstüne baktığında -nasıl tarif edilir ki bu şimdi?!- parmaklarınla elinin birleştiği eklemler vardır. İşte ben o eklemleri ellerimi yumruk yapmadığım sürece göremezdim normalde hep tombişliğinden kaynaklı olarak minik çukursular olurdu. Fakat artık parmaklarımı çok hafif aşağı indirdiğimde eklemleri görebiliyorum Durup durup yapıyorum bunu ve çok mutlu oluyorum

Murat'la ve babamla yaptığım konuşmalar sonunda 2008-2009'da hangi dersaneye gitmek istediğimi buldum. Geriye bir tek üniversiteye gidip öğrenci kimliğimi teslim edip karşılığında lise diplomamı almak kaldı. Bu fikir başlarda biraz canımı acıtsa da "seneye yine cüzdanımda olacak nasıl olsa" diyip Polyanna'cılık oynadım, oynuyorum. Canımın acıması geçti.

Murat'la beraber yaz için hazırladığımız günlük programıma uymaya başlayarak her gün belli saatlerde ders çalışmaya başladım. 4 seneden sonra hamlaştığımı farkettim fakat bunu çok fazla dert etmiyorum.

Hobiyle ilgili olan tüm alış verişlerimi kestim Elimdeki malzemelerim bitene kadar yeni şeyler almamaya karar verdim. Buna ek olarak her hafta bir ya da iki adet konu anlatımlı kitap almaya başladım. Hobi malzemelerine para yatırmadığımdan dolayı, artan paramı biriktirmeye başladım. Damlaya damlaya bir gün göle dönüşeceği fikri ile mutlu oluyorum.

Yaz tatilinin gelmesi dolayısıyla Egemen'le uzun vakitler beraber olabilmenin keyfini kelimelere dökemem. Sürekli yaramaz çocuklar gibi evde bir oraya bir buraya koşmalarımız annemin evden çıkarken "yaramazlık yapmayın eve geldiğimde, evimi bulabilmek istiyorum." serzenişleriyle süslendikçe otuz iki diş birden gülebilmenin gerçekten de mutluluk olduğuna inandım.

İnternette geçirdiğim vaktimi inanılmaz derecede azalttım. Günde on saate hatta daha da fazlasına denk gelen "çevrimiçi" sürem ortalama iki-üç saate indi ki bunun bana getirdiği hangi artısını yazabilirim bilmiyorum

-Yine bu 19 gün içerisinde Blograzzi'de Miray Defteri günün blogu seçildi. Pek mutlu oldum -

Murat'ın kendi sitesi için kodlamış olduğu Rss Reader'ının beta testerı oldum. Son düzeltmelerin tamamlanıp, duyurusunun geçilmesini sabırsızlıkla bekliyorum.

Sürekli kelime tekrarlarını sevmesem de ardımda bıraktığım "19 gün" içinde yaşanan hiç bir olaya kulak asmadım. Ergenekon, vb. gibi olayların tümü bir kulağımdan girip diğer kulağımdan çıktı. Hayata biraz "duyarsız vatandaş" gözlükleriyle baktım. Bununla ilgili upuzun bir yazı yazabilirim fakat dedim ya umursamıyorum. Umursamak istemiyorum. "Duyarsız vatandaş" olmak da ne kadar doğru bilmiyorum ama 19 gün boyunca kafamı dinledim. Bugüne kadar düşündüm, kafa yordum da ne oldu ne değişti dedim. Zaten oturup düşünsem, ilgilensem bile devlet asla kafamdaki devlet yapısına benzemeyecek. Murat'a kafamdaki devlet yapısını anlatırken, kafamdaki devlet yapısının Platon'inkiyle aynı olduğunu öğrendim.

Miray Defteri'ne bir şeyler yazmadığım zamanlar, soğuduğumu farkettim. Bu maymun iştahlılık değil ama sadece onu biliyorum. Ocak ayında ilk yazımı kendime ait bir blogda yayımladığımda en son isteyeceğim şeydi, blogum yüzünden stres yaşamak, hırs sahibi olmak, ego tatminlerini gidermeye çalışmak. -Bundan sonra yazacaklarım öz eleştirimdir.- Fakat aradan geçen altı ayda; bu altı ayın yaklaşık son iki ayında blog yüzünden stresler yaşamaya başladığımı gördüm. Edepsizliklere, özentisizliklere ve daha sayabileceğim daha bir çok şeye olan tepkimin arttığını gördüm. Bu artışlar yüzünden yazı yazmak zevk vermemeye başladı. Biraz daha "kör satıcının, kör alıcısı olur" mantığıyla yaklaşmam gerektiğini farkettim. Banane yani... Dedim ya olabildiğince duyarsızım artık.

Neden duyarsızlaştım peki bu kadar? Çünkü;

"Halk içinde mûteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihân da bir nefes sıhhât gibi "

Hepsi buydu işte, hepsi de bu...

Tüm bunlara ek olarak çok güzel bir mutluluğu da yaşadım bu 19 günde.

"Müsadeliyim" dediğim andan itibaren beri; gerek e-postalarla gerekse yorumlarla gelen iyi dilekler, ilgiler bana bu soğuk camın aslında gerçekten ısınabildiğini bir kere daha gösterdi. E-postalara internete girdiğim zamanlarda cevap yazdım, yorumları onaylamayı ise "Kendimden Bildiriyorum" 'dan sonraya bıraktım.

Gerçekten benim için tüm bu yaşadıklarım çok güzeldi. Geç kaldığım yirmi bin bakımımı yaptım. Hayat yolunda alacağım yirmi dört bininci ve ondan sonraki kilometrelere biraz daha hazırlıklıyım.

Sevgilerimle

http://www.cartoonstock.com'dan alıntıdır.

Konu başındaki spiker kız resmini ararken rastladım bu karikatüre ve çok hoşuma gitti. Haddim olmayarak tercümesine çalışırsam eğer tırnak içinde yazan yazı şöyle: "Biliyorum, ben sadece bir hava durumu spikeriyim doktor fakat (suçlu bir şekilde) sürekli yağmur yağıyormuş gibi hissediyorum."

Not 1: TRT - 1 'de her pazar gecesi -zaman tanımlamalarını da hiç beceremem şöyle diyeyim o zaman cumartesiyi pazara bağlayan gece- Jane Eyre 'in dizisi var. Sanırım bu hafta üçüncü bölümü gösterildi. Program akışına buradan bakabilirsiniz. 13 Temmuz Pazar gecesi saat 01:00 da yayınlanacağını gösteriyor bu hafta. Yalnız dediğim gibi cumartesiyi pazara bağlayan gece. Pazarı pazartesiye bağlayan gece diye düşünmeyin, ben öyle bir gaflete düşüp 2 bölümdür kaçırıyorum.-Kaçırdığım içinde kitabını seneler sonra yeniden okudum, iyi ki de kaçırmışım :p- Hani uykunuz kaçarsa bir göz atın derim.

Biterken: Zeynep Akkaş - İçime Güneş Doğdu



704 Görüntülenme - Yorumları Göster/Yaz (4)