Yayınlanma: Nisan 23, 2008
Güncelleme: Nisan 23, 2008
Aklımdakiler
Yazdır
Email
Bugün odamın açıldığı kapalı minik balkonda bir iki gün içinde yayına alacağımı umduğum eserlerimi(!!!) vernikler farkına vardım yazın geldiğinin. Evet ilkokulda öğrendiğim "Mevsimler Tablosu" na göre nisan ve mayıs ayları ilkbahara denk gelse de, benim "mevsimler tablom" da havaların sıcaklığı yaz mevsimini gösteriyor. Mesela geçen gece diğer apartmanlardan birinden hoş bir müzik sesi geliyordu usul usul. Komşu apartmanların pencerelerindeki ışıklar daha geç sönüyor. Trafiğe kapalı caddedeki insanlar daha geç saatlerde terkediyorlar oturulacak alanları. Evet diyorum anneme yaz geldi. O biraz verniğin kokusundan rahatsız olarak gülümsüyor.
Sonra konu vernikten açılıyor. Tiner ve verniğin ölçülerini adam gibi ayarlayıp içine koyduğum plastik dondurma kabının hafif eğrilmeye başladığını fark ediyor. "Bunu cam bir kavanoza koyalım biz en iyisi" diyor. Peki diyorum. O cam kavanozu alıp geliyor ve dikkatlice içine döküyoruz seyreltilmiş verniğimi. Masaya serdiğim pnaylona da geliyor azıcık ama problem değil... Sonuçta o naylonun oraya serilme sebebi benim sakarlık ve dikkatliklik ve dağınıklık ve pasaklılığımdan doğabilecek her şeye karşı önlem.
Ardından annem " Bak iyi ki serdin örtünü gördün mü masa kirlenmedi böylece " diyor. Ben de dönüp hafif çocuksu bir şımarıklıkla " annecim ben senin sözünü dinliyorum, hiç üzmüyorum seni değil mi?" diyorum. O da "aferin benim güzel kızıma" diyor. Anne ben cidden güzel miyim diye sormama fırsat kalmadan o bana Miray Defteri'ni soruyor. Anlatıyorum bende. "Neden evde kendince aldığın önlemleri yazmıyorsun?" diyor. Mesela diye sorduğumda " mesela hobi masanı nasıl oluşturduğunu, nelere dikkat ettiğini yazsana, masanı toplarsan resmini de çekip koyarsın" diyor. O istiyor ya, akan sular duruluyor... Fakat tek bir değişiklikle: Masam dağınık halde... Her sabah uyanıp, kahvaltı edip ardından ilk yaptığım şey bu masayı toplamak. Fakat toplu durma süresi öyle kısa ki... Şimdi gerçek olan masanın toplu hali mi yoksa dağınık hali mi diye sorsam kendime, cevabım dağınık hali olur.
Ne kadar özetle anlatmayı hedeflesem de biliyorum başaramıycam yine. En başından başlamak istiyorum. Resimde görülen masa ilk başta bilgisayarımı koyduğum masaydı. Atıl durumdaydı odama girmeden önce. Konusu olduğunda her zaman söylediğim ve söylerken de içten içe mutluluk duyduğum bir masa bu. Annemin çeyiziyle beraber getirdiği dikiş makinesinin masası. Dikiş makinesi bozulunca ve tamir edilemeyeceği anlaşılınca aksamlarını söktüğüm üzerinde kocaman boşluğa duralit çaktığım ardından eski bulaşık makinesinin üstündeki tablasını yerleştirdiğim bir masa. İğrenç pembeye boyayan da benim
Sol tarafına genelde elimin altında bulunmasını istediğim malzemelerimi koyuyorum. Bu malzemeleri biraz da kolay yoldan stres atmamı sağlayan şeyler. Amugurumilerimi ördüğüm iplerin durduğu demir bir kutu -telefon alırken onla beraber vermişlerdi-, çivi - halka vb. gibi takı aparatlarımın durduğu siyah bir saat kutusu, tellerimi koyduğum Egemen'in mp4 çalarının kapaklı karton kutusu, sahibi olduğum bir kaç boncuğun içinde durduğu altı bölmeli tahta bir kutu - Lipton promosyon olarak vermişti- ve fimolarımı koyduğum metal dikiş kutusu -bir tek bunu parayla aldım sanırım 2 Ytl idi fiyatı- ve bir kaç parça şey daha...
Dediğim gibi masamda bulunan şeyler, sürekli elimin altında olmasını istediğim şeyler. İster keçe yapayım, ister başka bir şeyle uğraşayım daima lazım olan şeylerim. En önemli olanları nedir sorusuna cevabım ise streç film ve ıslak mendil. Streç filmi bu masa üzerinde boya yaparken ya da fimo ile çalışırken zemine yayıyorum. Ayrıca fimoları da sarıyorum. Islak mendili anlatmama gerek yok sanırım.
Beş adet büyük, üç adetse el bezi boyutunda beyaz havlum var. Bunlar genel olarak her keçe çalışmamdan sonra çamaşır suyuna maruz kalıyorlar. Bir adet bez var ki ben bununla masamı falan siliyorum.
Bir adet mutfak önlüğüm var ıslak keçeleme çalıştığım zamanlar giyiyorum ki üzerim ıslanmasın. Bir de boya yaparken kesinlikle giymek zorunda olduğum kıyafetlerim var ki onların da sebebi ben de her çocuk gibi ellerimi üzerime silerek temizlemeye bayılıyorum
Adı sanırım şifonyer olan şeyin en üstteki çekmecesinde boyalarım, silikon tabancam, havyam, vb. gibi malzemelerim duruyor. İş yerine gelen matkaplardan birinin kutusu olan demir yeşil kutuya ise minik plastik materyallerimi koyuyorum. Pasta süsleri ya da zarar görmesini asla ama asla istemediğim şeyler duruyor. Tabaka keçelerim kumaş bir torbada dururken, yün keçelerim tek tek poşetlenmiş halde koruyuculu bir çanta içinde duruyor. Onlara verdiğim özen daima başka tabi fakat bu özeni haketmelerinin bir diğer sebebi de -tamam kızabilirsin- sigara dumanı, kokusu...
Yanıcı maddelerin hepsini küçük balkonumda muhafaza ediyorum. Eğer seyrelttiğim verniği koyduğum kavanozdaki gibi bir durum mevcutsa üzerine içinde ne olduğunu belirten yazıyı yazıyorum ki sebebi de Egemen
Evet o her ne kadar kendini büyük görse de asla büyümeyecek, en azından benim gözümde. Sanırım en önemlisi de bunu yapıyor olmam.
Nalburdan aldığımız koruyucu örtüler var bir de. Aslında bildiğin naylon poşet ama
Badana yapılırken yerlere seriliyormuş ve ebat olarak baya büyükler. Annem onu her defasında balkondaki minik masaya uygun ölçülerde keserek kullanımıma hazır hale getiriyor. Eğer çok temiz kullanırsam (!) bir örtüyü defalarca kullanabiliyorum. Yok eğer üzerine vernik falan döküldüyse aynen çöpe gidiyor. Masama dönersem tekrardan ekstradan bir de pembe renkli sert bir örtüm var. Genelde incik boncuk kategorisinde görülen ıvır zıvırları onun üzerinde çalışıyorum. Gayet sert olan o örtüyü dörde katladığımda nasıl da hemen kat izi olduğunu algılayamıyorum gerçi. Hatta bazen öyle buruşmuş oluyor ki resmini çekerken kendim utanıyorum. Onu serme sebebim tüm tel vb artıkları atmak daha kolay oluyor. Silkeliyorum ve geçiyor. Hemen hemen aynı işlevi gören bir de minik bir kilimim var masamın altında. Çalışmaya başlamadan önce de onu muhakkak sandalyemin altına seriyorum.
Saat 05:09 olmuş bu arada... Ezan okunuyor ve benim uykuya dönmem gerek
Hani uyku denilen tılsım göz kapaklarıma hükmetmese sanırım daha yazacaklarım vardır. Fakat dedim ya tılsım işte... Göz kapaklarıma hükmettiği yetmezmiş gibi beynimi de ele geçiriyor. Daha sonradan aklıma gelecek şeylerin varlığını hesaba katarak bu yazıya 1. bölüm diyorum. Sevmem aslında böyle arkası yarınları ama bu defa sevmek zorundayım
İyi uykular 
Sevgilerimle
934 Görüntülenme - Yorumları Göster/Yaz (4)


