Yayınlanma: Mayıs 6, 2008
Aklımdakiler
Yazdır
Email
Sabah sabah aklıma bu yazıyı yazmak geldi. Sebebini bilmiyorum ama bu hastalığı yaşayan biri olarak, kendi üzerimdeki etkilerini anlatmak istiyorum şu an. Belki benim gibi birileri olabilir. Belki hastalığın belirtilerini yaşayan fakat ne olduğunu bilmeyen ya da umursamayan birileri vardır ve yardımcı olabilirim.
Gizli şeker trenimin ilk lokomotifi 2006 senesinde çok hızlı kilo vermemdi. Diyetisyene gidiyordum. Diyetisyen kontrolündeki zayıflamam, diyetisyenim ne kadar konttrol altında tutarsa tutsun anormal derece de kilo kaybı yaşıyordum. Tedavi diye isimlendirmem gerekirse, bu tedavinin son iki haftası ben su, kahve ve sigara ile yaşadım. İki hafta sonundaki kontrolüme gittiğim de on iki kilo vermiş bir hasta vardı doktorumun karşısında. Doktor Hanım şok geçiriyordu. Bunun sağlığım için oldukça zararlı olduğunu bana anlatıyordu. Verdiği listelere uymam gerektiğini söylüyordu. O benim sağlığım için endişelenirken ben halimden gayet mutluydum. Yeni verdiği diyet listesine şöyle bir bakıp, hastane çıkışında bulduğum ilk çöp kutusuna atmıştım. Çok akıllıyım ya...
Diyetisyeni kendi kafama göre bıraktığım günden sonra kendimce dikkatli yemeye başladım. Fakat her gün "şunu da yesem bir şey olmaz, bir sonraki öğünü yemem / yarın az yerim" gibi otokontrollerim işe yaramadı. Pantolonlarım zamanla üzerime tam oturmaya ve ardından da dar gelmeye, daha büyük bedenlileri alınmaya başladığında bile ben basküle adım atmıyordum.
Bu kendimce otokontrollerim sırasında su içmeyi çok seven bünyem olayı daha da abarttı. Murat'la dışarı çıkışlarımızda hava çok sıcak olmamasına rağmen altı yedi saatlik bir sürede iki, iki buçuk litre suyu rahat rahat içiyordum. Su içmemin yanında dayanılmaz bir tatlı yeme istediğim vardı. Geceleri anneme "anne ne olur tatlı bir şeyler yap" diyordum ve sütlü tatlılar asla benim bu isteğimi azaltmıyordu. Bir su bardağı pekmezi çok rahat içebildiğimi gayet iyi hatırlıyorum.
Şimdi sürekli kiloyla yaşayan biriyseniz, kilonuzun vücudunuzdaki halini öğrenebiliyorsunuz. Örnek olarak vermem gerekirse balon gibi şiş görünümünde misiniz yoksa sıkı bir görünümde misiniz anlayabiliyorsunuz. İşte ben balon gibiydim. Sanki biri koluma bir delik açıp pompayla hava doldurmuştu bana. Öyle görünüyordum.
Çok fazla tatlı istememe rağmen, günde sadece bir öğün yemek yiyordum. Sabah kahvaltısı çok da aradığım bir öğün değildi. Yediğim bir öğün yemekten sonra uykuya asla karşı koyamıyordum. Uyandığımda ağzımda garip bir tat oluyordu ve su içmeye doyamıyordum.
Bir gün ders çalışırken aklıma diyetisyenimin söylediği bir uyarı geldi: Benim kilo sınırım yetmiş sekizdi. Yetmiş sekiz kilo bir gramdan itibaren vücudum bana inanılmaz sıkıntılar çıkaracaktı ve ben bu sıkıntıları uzun bir zamandır yaşıyordum. Yürümek benim için işkenceydi. Sürekli ayaklarım ağrıyordu ve tıkanıyordum. Nihayet basküle çıkmaya karar verdim. Baskülde gördüğüm ilk değere inanamadığım için iki kere daha çıkmak durumunda kaldım. Ben altı ay gibi bir sürede yirmi iki kilo birden almıştım.
Babamı aradım. Durumu anlattım. Akupunktur tedavisine gitmek istediğimi söyledim. O da bana destek olmak için kendisinin de bu tedaviyi göreceğini söyledi ve biz iki gün sonra doktordaydık. Kulağımda iğnelerim, elimde akupunktura giden hemen hemen herkese verilen aynı diyet listesiyle doktordan çıktım. Bir hafta sonunda iki kilo verebilmiştim ama üzülmüyordum, yavaş yavaş zayıflayacaktım en nihayetinde. İkinci hafta diyete uymama rağmen iki buçuk kilo almıştım. Doktor olabilir deyip umudumu kırmadı. Üçüncü hafta, dördüncü hafta ve beşinci hafta derken; ben diyete uymama rağmen on kilo almıştım.
Altıncı hafta ananemlerdeydim. Kilo veremeyeceğime inanmıştım ve hiç yemek yemiyordum neredeyse. Büyükbabam bir gece ertesi gün doktora gidip kan tahlili yaptırmamı istedi. Ona göre bu durumum normal değildi. Ertesi gün Murat'la kanımı ölçtürmeye gittik. Yüz gram glukoz çözeltisi içirildi. Dört saat boyunca sürdü tahlil. Her saat başı kan alındı. Sonuçları alıp ertesi gün doktoruma gitti. Her ihtimale karşı bir dizi tahlil daha yapıldı ve doktor teşhisi koydu: Gizli Şekerim vardı. Hani "su içsem yarıyor" tabirinin gerçek olduğunu ve benim bu tabire tıpatıp uyduğumu anlattı. İlaçlarımla eve döndüm ve ayda bir kan tahliline gittim.
İlaçlar işe yarıyordu, hala da yarıyor -içmeyi unutmadığım zamanlar-.
Artık ağız kuruluğum yok.
Su içmeyi yine çok seviyorum fakat artık daha az susuyorum. Eskiden susadığım için su içerdim. Şimdiyse su içmek benim için çay, kola ya da başka bir meşrubat içmek gibi. Tatlı isteğim büyük oranda azaldı. İlaçlarımı içtiğim zaman sabah kahvaltıları benim için atlanılmaması gereken bir öğün oldu.
Dediğim gibi gizli şeker çok fazla bilinmeyen ya da üzerinde durulmayan bir hastalık. Fakat diyabet konusunda önemli bir hastalık. Doktorumun bana aksektirdiği kadarıyla tip 2 diye bilinen diyabetli bir hasta aslında birden bire diyabetli olmuyormuş. On - on beş senelik bir mazisi oluyormuş hastalığın ve bu mazinin başlangıcı gizli şekerle oluyormuş. Gizli şekerin erken teşhisinde ve tedavisinden sonra tip 2 diyabeti yaşama riski azalıyormuş.
Hastalığın hangi çeşidi olursa olsun elbetteki kötü. Fakat burada bu kötülüğü hafifletici bir sebebim var benim. Diyabet -gizli şekeri de dahil edersem içine- size yeoyeni bir yaşam standartı sunuyor. Yani o sevmeniz ve onunla yaşamaya alışmanız gerek.
Bu sebepten benim düşüncem şu yönde:
Eğer kilonuz; kitle beden indeksinizin üzerinde kalıyorsa siz yine her ihtimale karşı doktorunuzdan konuyla ilgili tahlilinizi talep edin.
Sizde de eğer aşırı susama, sık idrara çıkma - o kadar su içmenin yan etkisi :p- , tatlı isteği, asabiyet, ağız kuruluğu, yemek sonrası uyku gibi belirtileriniz varsa yine muhakkak bu tahlili yaptırın.Çok pahalı bir tahlil değil. Ben yaptırdığımda dört saat beklemiştik, babam yaptırdığında iki saatte bitmişti. Kısacası şöyle: Gününüzden maksimum dört saati alacak olan bu tahlil ile yarınlarınızı kazanabilirsiniz.
Konu ile ilgili;
1350 Görüntülenme - Yorumları Göster/Yaz (3)


