Yazan: Miray
Yayınlanma: Mayıs 18, 2008
Güncelleme: Mayıs 18, 2008
Yorumlar     Aklımdakiler     Yazdır    Email

G.J.C. Beyoğlu TünelBugün sokaklarda görülebildiğime göre iyileştim demektir. Öksürüyor olabilirim, hatta burnum hala zaman zaman tıkanma süreçleri yaşıyor da olabilir amma velakin ben de yaşıyorum!

Ben bu şehirde yaşamayı inanılmaz seviyorum. Her haliyle, her güzelliğiyle, her çirkinliğiyle hem de. Hani olduğu gibi kabullenip sevmek var ya... İşte ben bu şehri öyle seviyorum.

Neresinde olduğumun da önemi yok. Yanımda sevdiklerimden biri olsun yetiyor. Altın kafeste olsam neye yarar tek başıma olduktan sonra denir ya, aynen öyle işte.

Sabah kalkıp odama bakınca içime afakanlar girdi. Kendimden nefret ettim odamın dağınıklığı yüzünden. Her taraf kumaş, keçe, mezura, ip, makas. Sınıfta kaldım kısaca. Onlara bakıp "kusura bakmayın şu an toplayabilecek durumda değilim sizi" dedim. Keyif almayacağım bir şeyi yapmak kapalı bir alana girmek gibi bir şey benim için. Bu sanırım hayatımda çok sayıda keyif almadığım şeyleri yapmak durumunda kalmamdan kaynaklanıyor.

Sonra herkesin yapabileceği şeyleri yaptım bende. Annem yatağın çarşafını geçirirken yardım etmemi istedi. Çarşaf geçirmesine yardım ettim bende. Bir büyük bardak suyu içerken annem " aç karnına nasıl içebiliyorsun?" diye sordu. "Seviyorum" dedim. "Odan dağınık" dedi. "Biliyorum" dedim. "Toplamayı ne zaman düşünüyorsun?" dedi. "Anne hadi dışarı çıkalım" dedim. "Peki" dedi.

Ne giysem karmaşasını çok az yaşarım ben. Neden dert edeyim ki? Boy 1.55 kilo 85 En ideal kıyafet bu tarz havalarda kilo kaynaklı aşırı terlemeyi minimum düzeye indirecek, oturup kalkarken bana eziyet çektirmeyecek, sadece ayakta durduğunda istenmeyen açılmaları yaşatmayan kıyafetler olacak. Giy çık bu kadar basit. Esvab işte alt tarafı. En güzelini giysen ne olacak, çuval geçirip çıksan ne olacak... Temiz misin? Eğer cevap evet ise zaten en güzeli sensin.

Ben algılayamıyorum mesela. Hava sıcak. Benim düşünceme göre sıcak havalar da koku daha çok yayılıyor. Hava sıcak görüyorsun... Neden alabildiğine ağır bir parfüm sürüyorsun? Hadi sürdün diyelim... Neden bu parfümü temiz tene uygulamıyorsun? Tamam insanların yanından geçip gittikten sonra arkanda koku bulutu bırakıyorsun, amacına ulaşıyorsun yani ama olmaz ki, böyle de yapılmaz ki... Ben ne gibi bir günah işledim de senin o pahalı parfüm taklidi ya da direk orjinal parfümünün kokusunu tenefüs etmekle cezanlandırıldım?

Hazır başladım eleştiriye makyajdan devam edeceğim... Bu sıcak havada fondöten neyin nesi? Fondotenin ötesine geçip patakrem sürenler de var gözümden kaçmadı. Güpe gündüz güneşli havada ışıl ışıl parlayan teracotalar, simli farlar. Şimdi ilgi alanına girmeyenler için açıklama yapayım: Patakrem fondotenden daha yoğun ve kapatma özelliği daha fazla olan bir kozmetik. Tinerle çıkar cinsten :p Teracota denilen ise içinde parıltılı simler diyelim biz ona bulunan cilt rengini bir kaç ton koyulaştırma işine yararyabilen far ve allık olarak bulunabilen bir ürün. Ben en son bıraktığımda farı ve allığı vardı. Daha çeşitleri çıktıysa bilmiyorum. Teracota insanı rezilde eden vezir de eden bir ürün. Bir halt oluyor sanıp fırçayı yüzünüze duvar boyar gibi sürdüğünüz de ıstakoz misali çıkmanız da olası.

Bu kadar eleştiriyorken dönüp kendime de batırmam lazım çuvaldızı. Lisedeyken hepsini kullandım fazlasıyla. Yüzümde kapatılması gereken bir hata olmamasına rağmen patakrem de sürerdim, fondoten de... Hevesimi o kadar çok aldım ki... Bir yerden sonra bıkkınlık geldi. Vakit kaybı geldi. Şimdi ruj sürsem kendimi garipsiyorum aynaya bakarken. İki ya da üç gece önce Murat'la MSN'de konuşurken avatarıma takıldı gözüm. 2005 senesinde Egemen'le beraber olan bir resmimiz. En favori pozumuzdayız. Ben makyajlı haldeyim. Bir an durup bakınca ne kadar da yaşlı göründüğümü düşündüm. Cildim yaptığım makyaj yüzünden yaşlı duruyordu, oysa ben o zamanlar o makyajın beni daha güzel (!) gösterdiğine inanıyordum.

Artık doğallıktan yanayım. Yaptığım en ağır makyaj gözüme çektiğim sürme ve dudak çatlakları için sürekli kullandığım medikal bir krem. Makyajım olmadığında da benliğimden bir şey kaybetmediğimi gördüğümden beri, ben böyleyim Saçımı da boyatmıyorum artık. Kendi doğal saçım uzasın dursun.

-Büyüyor muyum ben? Bilmiyorum -

Evet neyse giyinmem bu yazıyı yazmam kadar uzun sürmedi şükür ki Simitçi'ye gittik annemle. Dip dibe masalarda oturduk. Yan masamızda yaşları takriben altmış civarında olan bir teyze ve amca Dest-i İzdivaç programından fırlamış gibiydiler. -Evet ben o programı izliyorum- Simit ve çayımızın bitmesine yakın Murat'ı aradım. Camide cenaze namazı vardı. Annemle ölümlü dünya dedik ve namaz başlamadan kalktık. Kapalı caddede yürürken ben anneme çekirdek aldım, banklara oturduk ve çekirdek çitledik. Yarın başlayacak yasak konusunda annemle muhabbet ettik.

Murat geldi. Her zaman gittiğimiz cafeye gittik. Muhabbet ettik. Ben yan masadaki kızlara sinir oldum. Hayır kıskanmadım kendilerini. Yani kıskandığım için sinir olmadım, edep ve adaptan bir haber olduklarından dolayı etrafa verdikleri rahatsızlığa sinir oldum. Sen bir bayansın her şeyden önce ve taş yerinde ağırdır. Hani en azından ben böyle öğrendim. Garsonlarla ağız ağıza sohbetin manası ne? Önünde votka bardaklarında içecekler -şimdi hüküm veremem ne içiyorlardı- sağlarında nargile. İki ön masamızda ise yine iki kız bunlar ilk masaya oranla daha ağır oturaklılar, onlarında yanlarında nargile. Boğulmayı bırakıp sayabildiğim kadarıyla dört kere nargileyi yaktılar üstelik. İçmesini bilmiyorsan içme... Senin keyfin geldi diye, ben o yanık kokusunu çekmek zorunda değilim.

Yine de kaçıramadı hiç biri keyfimi... Hava güzeldi. Güneşliydi. Güneş ışığı sebebiyle herkesin güneşle işlevselleşen hormonları vardı. Bakış açımın içine girebilen tüm yüzlere baktım tek tek. Hepsinin ayrı derdi vardı ama hepsi bugünlük o dertlerini evde bırakmışlardı. Gülümsemelerini, umarsızlıklarını, pervasızlıklarını yanlarına alıp sokağa çıkmışlardı.

Bazıları yanlarına kadim dostları olan köpeklerini de almışlardı Söylememe gerek yok belki ama bana göre günün en güzel yanı buydu :p Pitbull modası yüzünden - evet belki saçma gelebilir ama köpeklerin modası var.- gün içinde farklı beş pitbull gördük Murat'la. Bir tanesi dört yaşlarındaki bir kıza hani tasması olmasa saldıracak hale geldi. Bir tanesi dibimizden geçti. Hayatımda ilk defa köpekten korktum. Köpekten korkma hissinin ne olduğunu anladım.

Sibirya kurdu gördük bir tane. Yeni yavrulamış. Yavruların daha gözleri açılmamış. Yavrularıyla beraber o da caddedeydi. Sahibi sanırım yavruları satmak istiyordu ki dışarı çıkartmıştı. Bayan Sibirya'nın anne tavırlarını görünce Murat'la gülümsedik ve "Hayvan da olsa o da bir anne işte" dedik.

Sonra ben eve geldim...

Bilgisayarımı açtım. Ne dinlesem acaba diye düşünürken -hani odamı toplayacağım ya- bu aralar çok sık dinlememden dolayı melodisine gayet alıştığım şarkının notaları doldurdu kulaklarımı...

Yazı yazmak istedim. Ne konuda yazmak istediğimi bilemeden. "Sen başla gelir gerisi" dedim. Hafıza kartından resim seçmeye çalışırken konu başındaki resmi seçtim.

Şarkı tekrar başladı. Bitti. Başladı. Bitti.

Onun her başlayışında ben bir kere mutlu oldum. Alışkanlığım olmamasına rağmen sesini biraz daha açtım. Eşlik ettim...

"Sözlerini de yazayım tam olsun" dedim

bugün çok yorulmuşsan
her yerde arayıp yine de bulamamışsan
o seni unutmuş, sen unutamamışsan
kalbinin kuşu uçmuş, sen tutamamışsan

haydi gel
haydi gel içelim
derdini al da gel
haydi gel içelim
bu evrende bir tozsun
tarih seni unutsun
haydi gel içelim

topla da gel
haydi gel içelim
hepsini al da gel
haydi gel içelim
mazi kalbinde yaraysa
unut artık ne varsa
haydi gel içelim
yerlere düşelim

Yüksek Sadakat - Haydi Gel İçelim - Katil ve Maktül Albümü

 

Güncelleme :

Murat yazıyı okurken:

Murat:
Simit ve çayımızın bitmesine yakın Murat'ı aradım. Camide cenaze namazı vardı.
aslanmurat:
süper ya
miray:

miray:
namaza gel
Murat:
peşindeki cümleyi okumadan bunu okuyan adam
Murat:
cenazeyi
Murat:
bizim murat defnedicek
aslanmurat:
der  

Kontrolsüz yazma ve orjinalliğine sadık kalma isteğimden dolayı eklemesini yaptım



1164 Görüntülenme - Yorumları Göster/Yaz (1)