Yazan: Miray
Yayınlanma: Temmuz 28, 2008
Yorumlar     Aklımdakiler     Yazdır    Email

Apartman - www.fotosearch.com'dan alıntıdır- Sevgili Suskun İnsan'ın Evi Olmalı dediğinde aklımda önceki oturduğumuz apartman ile şimdiki oturtuğumuz apartman arasındaki mukayeselerim oluşmuştu kendiliğinden. Egemen bilmez eski evimizi. Belki de o sebepten çocukluğunu çocuk gibi yaşayamadı. Mahalle maçı ne demek bilemedi örneğin. Saklambaç oynamasını bildi amma velakin "çamlak çömlek patladı" ne demek bilemedi. Çünkü okulda ne çamlak vardı -çamlak ne demekse?- ne de çömleğin kırılmasına müsamaha. Hani şöyle yazın terden sırılsıklam olup susadığında "anne" diye çığlığı basıp, karşılığında apartmandaki annelerin birinden bir bardak soğuk su isteyemedi. Aşağı salınacak sepeti dört gözle bekleyemedi. Çünkü Egemen'in çocukluk dönemi şimdiki oturduğumuz apartmanda geçti. Yüksek binalar arasına sıkışmış kalmış altı yedi ağaç... Aralarına yerleştirilmiş kum havuzu. Kaydırak, salıncak vesaire vesaire.

Gidip gönlünce oynayabildi mi peki? Hayır. Ya biz göndermedik ya da gönderdiğimizde bulduğu oyuncaklar kırık döküktü. Artık hangi ayı ya da hangi ayının üretimi olan ayı yavrusu nasıl oynadıysa(!) varın siz düşünün... Bahar başıydı yenilediler parkları. Tamamen bittiğinin ertesi günü dışarı çıktığımda kaydıraktaki yazı karşıladı beni.  Bende onu yazanın yedi sülalesine selam verdim geçtim. Yazılacak çok şey var da... Doğduğu inde park nedir bilmeyen insanımsıya internet çok fazla. Mesaj kaygısı taşımama gerek yok kısaca.

Neyse efendim ne diyordum? Hah mukayeselerimdeydim en son. Sekiz haneydik biz eski oturduğumuz yerde. Minik bir siteydi. Ozamanlar "site" diye de geçmezdi sanırım ki biz falanca blokları derdik. Herkes birbirini tanır bilirdi. Yanıbaşımızdaki mezarlığı bile severdik. Önemli değildi karnımız acıktığında hangi kapıya girdiğimiz. "Gel" denilmesi yeterdi. "Gelsene" değil...

Sonra buraya taşındık. Kıyafetlerimizi getirdiğimiz gece apartmandan ilk arkadaşımı bulmuştum. Benim yaşlarımda bir kızdı. Ben kapıyı annemlere tutup onunla çene çalarken annem ve babam o zaman anlayamadğım bir şekilde kızmıştı bana. Şimdi benim de bir kızım olsa, gecenin bir vakti hiç tanımadığı bir yerde başka bir kızla konuşsa ben de kızarım. Neyse benim bu yeni arkadaşım kapıcımızın kızıydı ve arkadaşlığımızda uzun süremedi zaten. Gün içinde muhabbet edip oyunlar oynayacağın birine akşam üstü evin çöpünü vermek pek hoş bir durum değil.

Fakat bu apartmanda güzel bir şey vardı. O zamanlar bu benim çok hoşuma gidiyordu. Apartmanda tanımadığım biri bana selam veriyordu. Aslında bu "biri" tek bir kişi değil, herkes. Medeniyetin kucağında ev almıştık kısaca

Evimize "hoşgeldin"e gelen kimse yoktu ama... Annem anlatmıştı; bir gün ben okuldayken limona ihtiyacı olmuş. Egemen'i beklediği(miz) içinse dışarı çıkamamış fakat kimsenin kapısını da çalıp sadece bir limon isteyememiş... Oturup ağlamış. Medeniyet beşiğindeyiz lütfen...

Şimdi başka bir medeniyet beşiğine geçeceğim buradan izninizle. Olayın geçtiği apartman hala bile oldukça popüler bir sitede yer alıyor. Babam ölçü almaya gidiyor bu apartmandaki bir daireye. O zamanlar site yeni yeni yerleşme evrelerinde. Hani inşaat bitmiş, taze taze oturanlar başlamış. Susuyor. Binanın da baya yüksek katında asansör yok. Musluğu açıyor paslı su akıyor. Sağ daireye bakıyor, boş; sola bakıyor, boş. Bir alt katta buluyor dolu bir daire zili çalıyor. Bir bardak su istiyor kapıyı açan orta yaşlı teyzeden. Orta yaşlı teyzemiz "Evladım , biz suyu parayla alıyoruz ama neyse bir bardak vereyim" diyip içeri gidiyor kapı ardına kadar açık halde babamsa doğal olarak yukarıya gidiveriyor. Şimdi orta yaşlı teyzemin şevkatine mi hayran olayım? Yoksa hadi güvenmedi babama -adam ölçü almaya inşaata Pierre Cardin takım elbiseleriyle gitmiyor doğal olarak- da öyle bir laf soktu; kapıyı neden açık bıraktın da gittin teyze mi diye sorayım? İnsanım diye dolanıyor işte o da ortalarda... Bir sürü var ondan. Alıştım artık...

Kendi medeniyet beşiğime dönersem yeniden dedim ya çok hoşuma gidiyordu selam verilmesi. İlk komşumuz biz eve taşındıktan neredeyse on dört ay sonra geldi. Asla yanlışı yoktur bu hesabın.

Şimdi durup baktığımda o zaman hoşuma giden şey aslında pek de hoş bir şey değil yahu... Kötünün iyisi, iç güveysinden hallice... Eski apartmanımızda selam vermiyormuyduk birbirimize? Veriyorduk. Üstüne bir de ayak üstü dedikodu bile yapardı annem... Tanıyordu işte herkes herkesi. Neyin hikayesini anlatıyorum ki... Aslında hepimiz diğerini tanıyoruz işte. Çıkartın kafanızı camdan dışarı. Elbet biri çamaşır asmıştır balkona. Elbet bir gün o asılan çamaşırlardan bir iç çamaşırı görürsünüz. Çok afedersiniz o camın ait olduğu evde oturanın donuna kadar biliyorsunuz işte. Kime, neye? Anlamıyorum...

***

İki ya da üç hafta önce annem balkondan bakıyor. Semt pazarı var. Barbunya alıp derin dondurucuya koyacak. Epey fazla alacağı için uygun fiyatlısını arıyor. sesler geliyor kulağıma:

"Komşuuuu, komşuuuuuu"

"Buyur"

"Kaça aldın kilosunu?"

"2 milyona verdi"

"Nerden"

"bla bla bla (detaylı adres tarifi... Hani annem aşağı inse tutup kolundan götürecek.)"

Anne kiminle konuştun dedim. Tanımıyorum dedi. Ben daha kendi hem cinslerimi anlamıyorken, bir erkeğin bir bayanı anlamasını nasıl bekleyebilirim

Bu yazıyı yazma sebebimse dün yaşadığım ve sabahın bu saati kafama takılan olay.

Bakkala gitmek için evden çıktım. Merdivenleri inerken kapıdan tanımadığım bir aile giriyordu içeri. En yaşlıları -evin ya ananesi ya da babannesi- apartmanda çok sevdiğim bir teyzeye benziyordu. Apartmanımızın en büyüğü kendisi. İnanılmaz tatlı dilli. Benim teyze de çarşaflı, bu teyze de çarşaflı. Lakin benim teyzenin gözlükleri var, bu teyzenin gözlükleri yok. Olsun belki bugün takmamıştır. Hoş o saniye bunları düşünemedim. Ben benim teyze sanıp "nasılsınız teyzecim?" diye hal hatır sordum. Soruştuk daha doğrusu. Kapıdan çıktığımda gözlük hadisesi geldi aklıma. Sesler de farklıydı...

Ben dün hiç tanımadığım bir teyzeye sırf apartman teyzeme benziyor diye alenice yaklaşık merhaba dedim

Kafama takılan hadisesi ise şu:

Hiç tanımadığım teyze büyük ihtimalle memnun oldu bu tavrımdan. Yaşına hürmet vs, vs olarak düşündü. Belki bir ihtimal "maşallah" da aldım kendinden. Hatta ve hatta -yok artık!- gittiği hanede de bahsetti davranışımdan.

Fakat ben o teyzeyi birine benzettiğim için selam verdim.

Keşke gerçekten de onun yaşına olan hürmetimden, saygımdan, karakterimin doğruluğundan selam vermiş olsaydım.

Keşke yapabilseydim...

Daha öğrenmem gereken çok şey var.

 Sevgilerimle



700 Görüntülenme - Yorumları Göster/Yaz (7)