Yazan: Miray
Yayınlanma: Ağustos 14, 2008
Yorumlar     Aklımdakiler     Yazdır    Email

Hırsız- www.http://pequetron.blogspot.com- Sen o koskoca camı şangırtıyla indirdin ya yere, koca mahalleden bir ben uzattım ya kafamı sese... Senin de suçun günahın yok. Seni hırsız yapan da biziz, hırsızlığına kızan da biziz.

Yok gerçekten de kimse uzatmadı kafasını benden başka o gürültüye. Camın gürültüsünden yaklaşık otuz saniye sonra ben balkondaydım. Benim balkona çıkışımdan otuz saniye sonra çöp kamyonunun sesi duyuldu. Çöp kamyonunun sesinin duyulmasından yaklaşık bilmem kaç saniye sonra çöp kamyonu bizim sokağa giriş yaptı. Çöp kamyonunun bizim sokağa giriş yapmasından sonra pat pat pat pat koşma sesleri duyuldu. Ben duydum...

Sayın hırsız hiç acımadın mı o koskoca camı kırarken... Hayır acemi miydin onu merak ediyorum. Nasıl bir cesaret sendeki... Ama pardon biz sana dokunamıyoruz artık değil mi? Hele sen kaçma niyetinde olduğunu belli ettiysen. Yazık günah yahu. Hadi dükkan sahibine acımadın -ki acımadın- o camı yapan ustaya da mı acımadın... Onu takana, camını yapana. Emek o yahu...

Ben mi fazla ince düşünceye girdim yine? Böyleyim ben... Annem yemek takımının tabağı kırıldı, takım bozuldu diye üzülür, ben tabağı yapanın emeğine üzülürüm.

Sayın hırsız sana da kızamıyorum ki işte... İnce düşüncelerim deşiyorlar beynimi inceden inceden... "Belki evde çocukları aç, belki cidden muhtaçtı" diyorum. Sonra acemiliğin geliyor yine aklıma... Kocaman cam... Dükkan camı. Camekan işte... Emlakçı camekanı. Gitti canım kağıtlar... Üzerine ayı patisi gibi izlerini bırakmasaydı bari... Şimdi ne olacak o kağıtlar? Hemen öndeki çöp kutusuna gidecek. Neden? Çünkü sayın semtimin sayın belediyesi geri dönüşüm kutularını öyle usulen koymuş ki. Hani niyetinin "göz boyamak" olduğunu dile getirse bu kadar inandırıcı olmazdı. Kağıtlar çöp kutusuna gider, ormanlar yanar... Biz hala sigara yasağındayız... Bazen gerçekten de ekmek elden su gölden yaşadığımızı düşünüyorum. Nasıl sorumsuzuz, nasıl bir genişliktir bu bizdeki, nasıl gamsızlıktır...

Kirletmeyin efendim etrafı. Atmayın işte... Benim jenerasyonumun bir kısmı evlenmeye başladı -çocukluk arkadaşım evleniyor haftaya... Şaka gibi... Ben daha üniversite sınavına gireceğim. Heyt be. Kim tutar beni - bu evlenen jenerasyon en az bir en çok beş sene içinde bebek sahibi olacaklar. Ben de hala bıt bıt bıt tavuk gibi anneme, babama, anlatabildiğim herkese "Ben böyle bir dünyaya çocuk getirip onun günahını vebalini nasıl alırım yahu? İnsan kendi evladından başka bir şey düşünür mü? Düşünmez. kendi bencilliğim için nasıl yaparım bunu ona?" diye düşüncelerimi anlatmaya çalışayım... Bir gün gerçekten de biyolojik saatim ve vicdanım arasında sıkışıp kalacağım. Kirletmeyin dünyayı. Ben bir ucu vicdan diğer ucu biyolojik saat olan mengenede (işkencede) kalırsam şayet, dünya-ahiret iki dünyada da ellerimle yakanızdayım.

Korkuyorum bazen. Neden kroktuğumu da bilmiyorum. Mesela şu an korkuyorum. Birazdan yazacağım şeyi yazmaktan korkuyorum. Yazmak istemiyorum. Ne öğretti Murat? "Bazı şeyleri konuşmamak gerekir. Konuşma sende. " Konuşmayacağım ben de...

Dağıtayım bu çocuk konusunu. Çok ince bir mevzu zaten. İnsan neresine elini atacağını şaşırıyor.

Çöp kutularına dönelim tekrar. Bizim burada çöp kutularımızı yenilediler. Baya hoş, işlevsel görünlü oldu çöp kutularımız. O eski demir yığınları gitti yerlerine şirin ayak pedallıları geldi. 2 tipler. Birinci tip yine bildiğimiz kutular gibi. Farkı daha geniş olması ve tabiki pedalları. Diğeri ise epey minik. O da pedallı. Minik olduğunu gördüğümde "yahu bu kime yeter" demiştim. Sonra bir gün otobüse binmek için yürürken bir kalabalık gördüm. Etrafta polis arabası yoktu, itfaiye yoktu, ambulans yoktu, çığlık yoktu... Hatta dozer de yoktu ve o yolda yol çalışması da yoktu. "Hayırdır İnşallah" dedim. Çöp arabası vardı. Eh çöp kutularımız değişince arabalarımız da değişti. Bu benim sıfatını beğenmediğim, küçük gördüğüm çöp kutusunun toplam boyu benim 1,5 katım. Yere gömülüymüş meğerse... Onu seyrediyormuş insanlar. Köşeyi döndüm aşağı yürüdüm. Yine bir kalabalık. Bu defaki kalabalık ise çocuk parkının yenilenmesini seyrediyordu heyecan içinde. Kaydırak, salıncak kompleksinin yere indirildiğinde alkış bekledim ciddi ciddi. Parklarla olan selamlaşma mı önceki bir yazı da belirtmiştim. Çöp kutularımız çok çabuk bozuldular. Vahşi toplayıcılarımızın doğasına aykırı çünkü o kutular. Büyük tipte olanın kapağını arkaya deviremiyor. Karıştıramıyor rahat rahat. Ne yapıyor. Pedala çıkıyor. Sonra ne oluyor? Pedal kırılıyor. Minikler için bir süre çözüm üretememişlerdi. Çünkü pedal ile kapağı kaldırdığınızda içi boş bir çöp kutusu görüyorsunuz. Poşeti atınca tabanı içe açılıyor. Çözdüler sonra onu da. Taban kapağını kırdılar önce. Sonra arabalarında merdiven vari bir şey taşımaya başladılar. Arkeologlar gibi kazı çalışmaları yapıyorlar kutularda. Bir gün bir kamyonun içinde biri varken o kutuyu kaldırmasını gerçekten de istiyorum! Manyak değilim, psikopat değilim fakat bunu yürekten istiyorum. Kendi çaplarında protesto da yaptılar bu kutulara. Büyük boy olanının içini kaç defa yaktılar... Hey hey...

Az önce belediyeye kızdım ya... Geri alıyorum. Belediye ne yapsın.

Fakat sayın hırsız... Sabah dükkan sahibi camını o halde görünce seni öldürmek isteyecek biliyorum. Bense sana işkence etmek istiyorum. Ben zaten geceleri sadece 2,5 saat uyuyabilen onu da zar zor başarabilen biriyim uzun bir zamandır. Gönül isterdi ki; göz kapaklarını bantlayıp günlerce seni öyle bırakmak... Başka türlü anlayamazsın çünkü çektiğim sıkıntıyı...

Acemiliğine veriyorum.

Hazır bu kadar asabiyim şuraya da sataşacağım. Gidip oraya "hayvana insandan daha çok değer veren insan, insana hayvandan daha çok değer veren bazı insanımsılar gibi her saniye gereksiz oksijen harcamaz" yazmak var da... Üstüme alınırım pek tabiki... Bu konuda da cinsim ben. Akşam haberlerini izlerken yanan ormanlara ağlarım, şehitlere ağlarım, işkence edilen köpeklere zırıl zırıl ağlarım gerisine ağlamam... Bu huyumu da bırakıcam. Etrafta o kadar çok hayvan var ki hangisine değer vereceğimi şaşırdım...

 



769 Görüntülenme - Yorumları Göster/Yaz (3)