Yayınlanma: Nisan 17, 2008
Aklımdakiler
Yazdır
Email
Buradaki habere göre mevsimsel olarak yaşadığımız griplerin sebebi olan virüsler üşenmeyip taa Asya'dan bize geliyorlarmış... Ben de tam kışlıkları kaldırıp yazlıkları indirmiştim ne güzel... Şimdi Asyalıların günahını alamayacağım. Alerjik bir bünyem var. Nisan ve mayıs ayları değmeyin keyfime. Çantada daima hali hazırda yolda giderken öksürdüğüm, tıkandığım takdirde ağzıma sıkacağım spreyim hazır. Akar gibi yapıp da asla akamayan burnumla ise yirmi üç senedir beraber mutlu mesut geçiniyoruz.
Eh ben yazlık kışlık denklerken kazakların tüyleri, şunun bunun tozları ve benim burnum kankaya bağladılar yine her zamanki gibi.
Yalnız konu dışına çıkıcam ama çıkmak istiyorum ciddi ciddi. Ben sürekli hastalık mı yazıyorum bu "aklımdakiler" kısmına?! Tamam belli başlı hastalıklarım var. Alıştım kendilerine de... Hayır kendimi kötü hissettim bir an.
Tamam tamam dönüyorum konuya. İşte tüm işlerim bittikten sonra burnum nazlanmaya başladı. Alerjiden mi yoksa grip mi oldum diye kendi kendimi sorguya çekerken kalkıp odamın kapısını ve penceresini kapattım...
Atılacak eskileri -hani artık kullanılamayacak durumda olanları- son işlemlerinden geçirip çöpe postaladım. Artık içine sığamayacağımı düşündüğüm ve "evet ben bunu yeteri kadar giydim sıra başkalarında" dediğim kıyafetlerin son kez yıkanıp ütülenip poşetlenmesi için kenara istifledim. Annem ola ki sabah odama erkenden girerse beni uyandırmasın diye üzerine not yazdım.
Sanırım diğer evlerde kışlık - yazlık ya da yazlık - kışlık değişimi tıpkı üst paragrafta anlattığım gibi oluyor. Fakat bizim evde bu böyle değil. Hani dedim ya atılacak eskilerin son işlemleri diye... Onları anlatmak niyetim aslında...
Şimdi ben her ne kadar "yarın evericez desek hayır demez" kıvamında bir kız olsam da annem yapar (dı) bu yazlık kışlık işlerini. Doğal olarak da tüm evi temizlemiş kadar yorulurdu. Çok karman çorman biriyim ben. Evin normalde oturma odası olarak gösterilen bölümü benim odam ve haliyle bir çocuk / genç odasına göre büyük kalıyor. Sorun onun büyük olmasında değil. Sorun benim sığıp sığamam da... Üçüncü bir masayı bile çekmeyi düşünmüyor değilim zaman zaman. İşte oda böyle bir hal içinde olunca zavallı annem odamı mı toplasın, kıyafetleri mi yerleştirsin , neye yetişsin diye şaşalayıp yorgun düşer. Bu sene ben halledeyim çıksın aradan dedim. Hallettim de... İşin belki de en zevkli tarafı o artık giyilemeyecek halde olanları ayırmak. Hepsi odanın bir köşesine yığılır, ardından yanlarına oturulur ve ele gelir kumaşları tek tek özenle kesilir... Biter mi? Bitmez... Sonra onlar oturulup bazen günlerce sürecek şekilde tek tek kumaş boyasıyla kafaya esen desenlerle boyanır... Anneye teslim edilir. Anne bunları ne yapar? Bilinmez... Anne bunları biriktirir mi? Bilinmez... Anne bunları hatıra olarak mı saklar? Bilinmez...
Tek bilinen ilk kumaş boyamamı yaptığım on bir yaşımdan beri bu işleme maruz kalmam... Fakat bu işlemi sadece kendi kıyafet parçalarım için yapıyorum ki sebebini sorma... Bilmiyorum demiştim. Mantık aramayı da uzun zaman önce bıraktım.
Evet ben de tıpkı annem gibi o yığını hazırladım. Elime makasımı aldım. Kestim... Keserken öyle komik şeyler geldi ki aklıma... Şimdi düşünsene annemin sakladığını varsaydığım ve benim boyadığım şahsi eşyalarım var. Bir gün torunlarla otururken bu poşeti çıkartıyor. "Bak kızım bu ananın 2004 kışında giydiği çamaşırın küpürü..." evet aklına ne gelirse kesiyoruz demiştim. İç çamaşırları, pijamalar, t-shirtler...
Kesme işlemi bitince de oturdum bir tanesinin bir kısmını boyadım ki onu da resimde görüyorsun...
Bu sene anneme vermeyeceğim kumaşlarımı...
Eğer grip olursam,
Asyalılara hediyemdir kendileri.
Yok eğer grip olmazsam,
İngiliz bilim adamlarından alacağım ilhamla,
bana göre her zaman komik gelen
ıvır zıvırlarım da kullanacağım...
Hani bundan sonra bu sitede herhangi bir kumaş parçası görürsen kenarı köşesi acemice boyanmış
düşünürsün " Acaba bu hangi pijamanın kenarıydı?" diye...
O senin içinin fesatlığı canım 
Sevgilerimle
Miray
383 Görüntülenme - Yorumları Göster/Yaz (2)


