Yayınlanma: Şubat 6, 2008
Güncelleme: Nisan 7, 2008
Keçeci
Yazdır
Email
...
Onu bulduğumda öyleydi işte. O kadar yorulmuş bir o kadar
acıkmış. Elinde bir dal çiçek kurulmuş oturuyor odamda. evet evet benim
odamda... Hayal sandım başta... Kaç gündür gelen tıkırtılara aldırmadım
üstelik... Fare olmasından daha iyiydi değil mi bir penguen bulmak?
Ee
dedim anlat. Ne işin var senin burada? Güney Kutbu nere bizim ev
nere... Ne halt etmeye arıyorsun odamda... Hem annem görmesin bak çok
kızar.
Ah dostlar bir anlatmaya başladı ki... Beş para ver
konuşsun on para ver sussun. Geveze mi geveze. Şimdi siz sorabilirsiniz
"sizin ev sıcaktır nasıl durdu ki o orada ?" diye... Hayır efendim
bizim ev sıcak falan değil. Hani geçen gün İran kesti ya doğalgazı...
Stokların tükenmesi an meselesiydi... Annem stoklar tükenmesin diye...
Annemi anlatmaya kalkarsam zaten
Neyse neyse... Adı Avni' ymiş
bunun. Ailenin ufak oğlu , tekne kazıntısı anlayacağınız. Babası bu
daha yumurtayken günlerce beklemiş başında. Annesi kendi yememiş buna
yedirmiş. Kardeşleriyle bir oraya bir buraya koşar oynarmış. Arada bir
reklam çekmeye gelirlermiş onların oraya saklanır seyredermiş bizim ki
utangaç ya... Canı da gidermiş ama arkadaşlarının resmi çizilirken.
Bazen kocaman adamlar gelir kameraya çekerlermiş bunları. Biz
seyredelim diye olduğunu biliyormuş. Küçücük dünyalarında yer
altlarından her gün bir parça daha kopup giderken büyük suya; o anlam
veremez seyredermiş. O üstünde yürüdükleri az kısımda koskoca bir aile
mutlu mesut geçinip giderlermiş. Balıkları da yerlermiş arada bir
mecburen ama arkadaşı olan balıkları hiç yememiş. Bazı büyük balıklar
gelirmiş onlardan öğrenirmiş bizim dünyamızı. Kocaman tekneler
olduğunu, kocaman ağlar olduğunu... Onları o büyük yuvarlaklarla
izleyen amcaların aslında bazen ne kadar da kötü olduğunu...
Bir
gün film çekmeye gelmişler yine. Uzaktan seyrediyormuş bizim ki... Bir
abi bir ablaya bir resim vermiş. Çiçek resmiymiş verdiği. Demiş ki:
"Burada gerçeğini bulamadım..." Abla sarılmış abiye... Tıpkı annesinin
babasına sarıldığı gibi. Derin bir ah çekmiş bizim ki... Ne güzel
şeydir demiş. Annesine sormuş " anne bende böyle olacak mıyım" diye...
Annesi kıyamamış herhalde minik oğluna "erken daha " demiş... Babasına
gidememiş. Utanmış aslında...
Günler sonra çekim ekibi hala
ordayken bu oyuna dalıp çekim ekibinin oraya gidivermiş... Hopp
almışlar bunu. Hiç bir şey yapamamış. Onu kocaman pervaneli şeye
bindirirlerken annesiyle babasını görebilmiş sadece uzaktan. Annesinin
gözünde bir damla yaş , babası ise tarifsiz acılarda... Etrafından
demirler olan bir şeye koymuşlar, bağırsa da ne çare...
Sonra bir
yerde durmuş bu koca pervaneli şey... Denizde yüzen bir şeyin
üstündeymiş artık. "Evet bu gemi" demiş kendi kendine. Ordan bir ses
gelmiş sesine karşılık. "Evet bu bir gemi..."
Şaşırmış... Sesin
geldiği yöne bakmış... Kendi gibi gagası olan ama rengi kendi gibi
olmayan biri varmış. O da onun gibi demir çubuklar ardında... "Sen
neden kahverengisin?" demiş. Sonra utanmış yaptığı kabalıktan...
"Akıllım ben Afrika Pengueniyim ondan kahverengiyim" demiş karşıdaki
şirin sesiyle... Bizim Avni erimiş... Bizim Avni sıcak ne demek
öğrenmiş. "Adın ne?" demiş karşıdaki "Avni ya senin?" diye sormuş en
cılız sesiyle... "Ben Peroş..." demiş Afrika Pengueni...
Kaç gün
geçirmişler bilmemiş Avni. "Her saniyesi başka"ymış onun için. Öyle çok
ortak noktaları varmış ki... İkiside balıkları severmiş mesela ve buzda
kaymayı... İkisininde ailesi çok büyükmüş. İkisi de film çeken amcaları
bilirmiş. Fakat biri soğukta yaşayabilirken diğeri sadece sıcakta
kalabilirmiş... Böyle tatlı tatlı sohbet ederken kapı açılıvermiş. Biri
girmiş içeri. Peroş'un kafesini alıp gitmiş... Avni bağırmış, Peroş
ağlamış... Peroş

"Seni seviyorum" demiş. Avni "Se..." diyebilmiş sadece
kapı kapanmış...
Avni kaç gün daha o gemide kalmış bilmiyor. Benim
odama nasıl geldiğini bile bilmiyor. Elindeki çiçek benim odamdan
alınma onu biliyorum sadece ben. "Buldum ben bunu sakıncası yok değil
mi" diye soruyor. Bak bak neler de bilirmiş diyorum... "Hadi" diyor "
benim uykum geldi... Sizin burada gündüzler ve geceler çok karışık."
İyi diyorum yat sen benim işlerim var hem korkma sen burda uyurken bir
şey olmaz sana. Zar zor resmini çekmeye ikna ediyorum. Bir odamda
koştururken bir de onu ilk bulduğum yerde. Sonra "Olmaz yat sende bak
gözlerin kapanıyor" diyor... Peki deyip yatıyorum yatağıma, o da kendi
el koyduğu yatağına yatıyor...
Sabah kalkıyorum...
Perdelerim uçuşuyor...
Odamda dışarısının soğuğu...
Avni?? diyorum...
Ses gelmiyor...
481 Görüntülenme - Yorumları Göster/Yaz (2)


